|
Hipnoterapi esnasında ve sonrasında yararlandığım en büyük kaynak yine kendimdir.Bir hipnoterapi seansında bütün dikkatim ve yoğunluğum danışanımın üzerindedir.Bu durum aslında seanslarda benimde hipnoza girdiğim anlamına gelir.Böylece danışanımla aramızda sözcüklerin ötesinde güçlü bir iletişim ve bağ kurulur.Bu bağ sayesinde kitapların sözcüklerle sınırlı dünyasından sıyrılır,milyarlarca yıllık evrimin deneyimlerini taşıyan iç dünyamın rehberliğine bırakırım kendimi.Bu durum
danışanımla ilgili problemlerin çözümünde, benim bile inanamıyacağım çıkışlar bulmamı sağlar.
Okulda bizlere psikoterapi ile ilgili ezberletilen bazı kriterler ,şemalar vardı.Bazen bunları uygulamalı olarak sınıfda canlandırırdık.Ozamanlar dikkatimi çeken şey terapist rolünü üstlenen arkadaşların çoğunun karşıtarafı hissetmek bir yana ,anlamakta bile zorlandıklarıydı.Bence bunun temel sebebi terapist rolündeki arkadaşların karşı tarafı dinlemek yerine o maddeleri sırasıyla uygulamaya çalışmalarıydı.
Yanlış anlaşılmasın.Prensipte bunların yanlış olduğunu söylemiyorum.Elbetteki bu bilgiler yıllara dayanan ,artarak bugüne gelmiş gözlem ve deneyimlerin ürünü.Ancak şunuda gözden kaçırmamak gerekir ki,bu bilgilerin oluşmasında ,artarak bu güne gelmesinde en önemli etken, kendilerini sadece hastayı anlamaya ve ona yardımcı olmaya odaklanmış olan bilim insanlarının olmasıdır.
|
|
|
|
|
Bu ruh ile yola çıkan bilim insanlarının, yine bu ruhla yola çıkacak olanlara bıraktığı ekmek kırıntılarıdır bu bilgiler.Ve bugün yapıldığı gibi sadece bu kırıntıları gagalamaksa bizi Jungun söylediği gibi ''ruhsuz bir ruh bilimi''ne götürür.Jung bu sözü sadece psikoloji içerisinde ruhun yerini tanımlamak için değil,aynı zamanda terapistin durumunada göndermeler yapmak için kullanmıştır.(1934 Çağdaş psikolojinin ana sorunu)
Eğer elimizdeki insan değilde bir makina olsaydı,ozaman en doğru yaklaşım şöyle olabilirdi;1)Şalteri aç 2)Düğmeye bas 3)Kolu kaldır 4)vb...Ancak incelenen insan ruhu olunca işler biraz daha karışıyor.Ruhu fiziksel bedenimizin bir türevi olarak alsak bile,objektif olarak incelenmesi hayli zor.Yani insan ruhu teraziyi pek sevmiyor! diyebiliriz.
Ruh biliminin öncülerine baktığımızda her birinin insan ruhunun farklı bir noktasını aydınlattığını görürüz.Ancak bu bilim insanlarının birleştiği bir nokta var. Hepside teorilerini ve psikoterapi tekniklerini kendi içlerindeki karanlıktan yola çıkarak ortaya atmışlar, iç rehberlerinin sesine kulak vermişlerdir.İster istemezde terapiye kendi ruhlarından birşeyler katmışlardır.(Terapistin kesinlikle nötr olması gerektiğini söyleyenler bile)
Bu yüzden terapi esnasında tüm entellektüel kaygılardan sıyrılıp sadece danışanını anlamaya,hissetmeye ve ona yardım etmeye odaklanmış bir terapistin,uyguladığı terapinin çok daha etkili ve derin olacağına inanıyorum.Ayrıca bu durum, terapisti ''öğreten adam'' olmaktan çıkarıp, varoluş yolunda danışanı ile iş birliği halinde ilerleyen ve değişen insan yapıcaktır.
|
|
|
|